Bir insan mesleğine aşık olur mu? Ben aşıktım yazılıma. Aramızda kalsın, zaten bu iş aşk olmadan çekilecek bir iş değil. Aşkınız sayesinde sürekli gelişmeleri takip ediyor, yeni şeyler görmek ve okumak istiyor, saatlerce kod yazıyor, debug yapıyor, gereksiz projeler üretiyor, boş zamanınızda yine onunla olmak istiyor ve gereksiz projelere gönüllü olarak katılıyorsunuz.

Şunu da unutmamak lazım; yazılımcılar ağaç gibidir. Hayır kızlar odun değil, ağaç gibi. Ağaç gibi zor yetişir, emek ister, zaman ister, ilgi ister, bilgi ister. Ancak bunların ardından meyve verebilir. Bazı meslek odalarının iddia ettiği gibi diploma almanız da yetmez, hayat tarzı olarak benimsemeniz lazım.

Şu an 28 yaşındayım (2014)  Türkiye şartlarında birçok erkeğin imrendiği bir hayat yaşadım şu ana kadar. İmrendiğinden kasıt hayatı maddesel anlamda her yönüyle yaşadım. 18 yaşında başladım bilişim sektöründe çalışmaya ve dört yıl freelance çalıştım. Ofis ortamında çalıştığım ilk işyerinde tek erkek çalışandım, Çırağan’da siyasilerle yemek de yedim, Suada’da açılış galası partileri de verdik, ünlü iş adamlarıylada tanıştım, tabi benim değildi ama Maserati Quattroporte GTS ile İstinye’de de göründük, kızlarla otel odasında yastık savaşı da yaptık, Barbaros Shell Petrol’ün marketindeyken Porsche’li bir hatunun arabayla markete dalmasını da yaşadım,  birine benzetilip silahlı saldırıya da uğradım, yaptığım espri yüzünden aynı gün soyulan PTT şubesi için ifadem de alındı, işim gereği Türkiye’nin farklı illerinde 4-5 hafta yaşama şansı da buldum, en nefis otellerde kaldım, sahil şehirlerinde kaldığım otellerde dalga sesiyle uyandım sabahları, yazdığım yazı yüzünden Amerikalı kahve markası tarafından dava edilmek istendim, fotoğraf stüdyosu olan işyerinde Slav modellerle çalıştım, yemeğe de gittik, eğlenmeye de neyse… Bunlar aklıma gelenler, genç bir erkek için fena sayılmaz hayatı elimden geldiğince sol şeritte hızlı yaşadım. Peki nasıl oldu bu meslekte? İşin püf noktası yazılım şirketinde değil başka sektörde (özellikle hizmet sektörü) faaliyet gösteren bir şirkette yazılımcı olarak çalışmak. Tavsiye edilir, hayata, ticari hayata, insanlara dair çok şey katacaktır size. Her şeyden önce kişisel ağınız büyüyecektir.

Neden yazılımı bırakma kararı aldım?

Uzun süredir hayatımda bir şeyler istediğim gibi değildi. Her sabah uyandığımda “bu mesleği ömür boyu yapmak istediğine emin misin?” diyordum kendime. Nefes alamıyordum artık. Sorunum maddi falan da değildi. İş değiştir dediler, değiştirdim ama değişen bir şey olmadı. Fırsat buldukça sektörün üstadlarıyla da bu konuyu konuşuyordum. İlginçtir 2014 yılına kadar aklıma hiç böyle bir şey gelmemişti. Hatta, kafe açma hayali kuran sektörün deneyimli kişilerini hayretle dinler “aşk işi hocam bu sevmeyen yapamaz” derdim. Öfkelenirdim de hafif, haddim olmayarak. “Yapamıyorum de anlayalım” derdim içimden.

Her yeni işte kendimi kanıtlamaktan yoruldum

Meslekte belli bir yılım geçti, enterprise ölçekli CRM-ERP ve e-Ticaret projelerinde proje yöneticiliği de yaptım. Gerek yer aldığınız projeler gerekse sektörün ileri gelenlerinden oluşan şahıs referanslarınız ne kadar dolgun olursa olsun her girdiğiniz işte kendinizi kanıtlamanız beklenir. Kendinizi kanıtlarsınız, hatta iyi kanıtlarsınız sizi proje yöneticisi yaparlar bu sefer daha fazla beklenti vardır üzerinizde, artık kendinizi daha çok kanıtlamanız gerekmektedir. Yetmez projede yer alan insanların nazını çekersiniz, onları motive etmek her daim göreviniz. Size bağlı kişileri dinleyip, anlayıp, sorunları varsa çözmek zorundasınız. Siz mi? Siz zaten güçlüsünüzdür ve yetkinsinizdir yoksa boşuna mı proje yöneticisi oldunuz?  İnanın o kadar yoruldum ki bu durumdan.

Kafede devam eden mesailer

Mesai biter, çıgınızdır, sıradışıyızdır, yazılımcıyızdır, bize her yer ofistir. Çıkılır ofisten Starbucks değilse ikamesi bir yerde bilgisayarlar açılır, kahveler gelir, çalışmaya devam edilir, fotoğrafları çekilip yer bildirimi yapılır. Ay sonunda sus payı olarak neyse fiyatın, ne kadar ediyorsan maaşına ek mesai olarak eklenir. Bazı yerlerde mesaine de eklenmez, çünkü gittiğiniz mekanda yediğini içtiğini patron ödemiştir, daha ne istiyorsun?

Patronun telefonda favori listeme girmesi

Sanırım ağustos ayıydı. Eve giderken annemi aramak istedim. Bir şey dikkatimi çekti, patronla ve çözüm ortaklarıyla o kadar yoğun telefon trafiği yaşamışız ki patronu favori listeme almış telefon. Sık kullanılanlar olsun al oraya ama favori nedir yahu. Annem mi? Babamla ve kardeşlerimle birlikte patronun altındaki sırada yer alıyorlardı. Hergün ailemden çok bu insanları görmem yetmiyormuş gibi üstüne favori listemde ailemden üstte yer alıyorlardı. Telefon bana bir şeyler anlatmak istiyordu kısaca.

Ofis penceresinden dünyayı izlemenin TV izlemekten farkı ne?

Dışarı güneşli ofis penceresinden bakarsın, dışarı yağmurlu ofis penceresinden bakarsın, güzel bir rüzgar var hissedemezsin ama ofis penceresinden bakarsın. Güneş doğarken gider, güneş batarken çıkarsın. Hayatı ofis camından izledikten sonra TV izlemekten farkı ne bu olayın? Rüzgarı hissedemedikten sonra, güneş gözünü alamadıktan sonra dışarıdaki hayat sadece National Geographic belgeseli kadar keyif verebilir. Evimin yanındaki parkta kışın kestane, yazın mısır satan adama “Senin işin de zor. Kışın soğuk, yazın sıcak” demiştim “Ne zoru kışın yağmur, yazın güneş ikisi de güzel.” demişti. Yaşamak böyle bir şey sanırım.

Sadece istediğim kitapları okumak istiyorum

Kitap okumayı severim yatmadan önce en az 45 dakikam geçer kitapla. Ama artık APress, Wrox gibi yayınları takip etmekten yoruldum. Literatürü takip etmekten, onlarca yerli yabancı sektörel Twitter hesabını takip etmekten, binlerce sayfa makale okumaktan, yeni çıkan yazılımsal zımbırtıların örnek kodlarını incelemekten yoruldum. Artık sadece istediğim kitabı okumak ve hayata dair bir şeyler okumak istiyorum.

Maaşa inanmıyorum

Maaş yönünden sıkıntım yok ama artık maaşlı bir işin bana göre olduğuna inanmıyorum. Memur çocuğuydum, sonuçta maaş ne kadar iyi olursa olsun maaştır. Aylık ederindir. Her şeyden önce istediğim zamanı ve hayatı bana veremeyecek. En iyi ihtimalle sektör ortalamasından 500 – 700 TL fazla maaş alırsınız sus niyetine, ağrı kesici niyetine de şirket arabası verirler.

Her şeyden anlaman istenmesi

Bu kriterler pek karşıma çıkmadı işin aslı. Çıksa da tasarımdan gelen biri olarak pek zorlanmadım bu kriterlerle ama bugün para sıkıntısı olmayan holdinglerin bile iş ilanında saçma sapan kriterler var. Sorun bu kadar kritere sahip olmak değil. Sorun sizi iki kişinin görevinde, iki kişi gibi çalıştırıp tek kişi olarak fiyat/performans değerlendirmeleri yapmaları. Şu anki işimde böyle bir sıkıntım yok ama yaşadığımız ekosistemde böyle bir sorun var. Bugün ona, yarın bana, başka birgün sana.

Türkiye’de işgücü hiçbir zaman sermaye olarak görülmedi. Nakit sermayeyi kemiren bir unsur olarak görüldü. İK departmanları verimlilikten çok, personeli nasıl yasal yollardan en ucuza en fazla işi yaptırabiliriz ve nasıl masrafsız ve yasal işten personeli çıkartırız etrafında kurgulandı. İK uzmanlarının verimlilik ve motivasyon sohbetleri sadece konuşmacı olarak gittikleri etkinliklerde ve yazdıkları yazılarda var.

Potansiyel eşek olarak görülmek

Öyle bir meslek icra ediyorsunuz ki iş hayatı dışında da herkesin bir şekilde işine yarıyorsunuz. “Ya sadece şuradan veriyi çekecek, şunlar olacak bu kadar”yani “para isteme” demeye getirilen tuhaf yaklaşımlar. İlginçtir bu kişilere ücret tarifesi sunduğunda anormal tepkiler veriyorlar, küfür etsen daha iyi yeterki ücret isteme. İyide ömrümüzden bir parçayı, zamanımızı ayırıyoruz. Merak ediyorum acaba bu tipler benim için veya başka bir yazılımcı için bir saatini dahi harcar mıydı? Cevap, hayır.

İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. Ve böylece umutlarla kandırılan insan ölümün kollarına koşar.
– Arthur Schopenhauer

Değişen tek şeyin aynadaki görüntüm olması

Saçlarım hafif döküldü, sakallarda bile beyaz var artık. Peki bu kadar yıl ne değişti? Mesleki olarak, kişisel gelişim olarak gelişmek haricinde hayata dair nelerim değişti? Yaşadığım şehir aksiyonları, modern hayatın bugları, akşam partileri, haftasonu etkinlikleri haricinde hayatımda neler oldu? Hayat bu kadar sığ mı? Her yıllık izinde üç beş günlüğüne gezip gördüğüm yerler dışında nerelerde nefes alabildim?

Artık sadece kendi stresimi çekmek istiyorum

Her ne kadar işinizi iş yerinde bıraksanız da eve gittiğinizde işle ilgili bazı şeyler kafanızdadır. Yatağa girersiniz kafanızı meşgul edecek bir şeyler vardır. Çalıştığınız şirketin ekonomik iniş çıkışları dahi sizi rahatsız ediyor ister istemez. Yeri geliyor berbat bir ciroyla iki ayı geride bırakıyorsunuz. Biliyorsunuz ki gemi su alıyor al sana stres ve uykusuzluk. Sonra şirket toparlıyor oh be diyorsunuz vs. Acaba bu yıl zam yaparlar mı diye düşünüyorsunuz arada bu da ayrı bir stres. Büyük ve iyi bütçeli şirketlerde çalıştım ama artık çalıştığım şirketlerin bu sıkıntısına ortak olmak istemiyorum. Üstelik Türkiye’de özel sektör bu kadar vefasız ve duygusuzken. Madem bu kadar stres yaşıyorum en azından kendi işimin stresimi çekerim, cirom düşüyorsa da benimdir yükseliyorsa da benimdir. Kendi iniş çıkışlarım beni uykusuz bırakır, kendim için uykusuz kalırım en fazla.

Kimileri bu kararım için tükenmişlik sendromu dedi, kimileri girişimci yapın var kendi işini kurmadığın için bütün bunlar dedi, kimileri son yıllarda aktif olduğum e-ticaret ve dijital marketing alanını daha çok sevdiğimi söyledi, kimileri zaten özgürlükçü bir tarafın vardı belliydi böyle olacağın dedi, kimileri kafayı kırmışsın dedi, kimileri zaten beşeri yönün güçlüydü, hareketi seven birisin yapına uygun değildi dedi, herkes bir şeyler söyledi. Bilirsiniz herkes sadece bir şeyler söyler.

Gençliğin bakış açısından bakıldığında hayat sonsuz derecede uzun bir yolculuktur: yaşlılıktan bakınca çok kısa bir geçmişe benzer. Gemiyle uzaklaştığınızda kıyıdaki nesneler daha küçük, tanınması ve ayırt edilmesi daha zor hale gelirler, aynı şekilde olaylar ve etkinliklerle dolu geçmiş yıllarınızı da tanıyamazsınız.

– Arthur Schopenhauer

Sorun neydi?

Sorun meslekte değil, sorun yazılımın doğasında değil, sorun bu güzel mesleğin üçüncü dünya ülkesi olan ülkemizde yapılmaya çalışılması. Amerika, Malezya, İngiltere gibi ülkeler outsource işler yaptım. Birgün paramı alamadığım olmadı, sürekli aramadılar, uygulamada telefon numarası girilecek alana “harflerle yazmaya çalışıyorum ama kabul etmiyor bozuk sanırım bu program” gibi geridönüşler yapmadılar veya “altı üstü iki kod yazacaksın yav” diyen olmadı. Saygı da gördüm para da kazandım yurtdışı işlerimde. Şirket bünyesinde çalıştığınızda bu sorunu yaşamıyorsunuz, maaşınızı alıyorsunuz ama dedim ya ben maaşa olan inancımı da kaybettim. Bütün bunları düşününce sonsuz döngüye giriyorsunuz. Bu çıkmaz aylarca o kadar fazla kafanızı kurcalıyor ki bir yerde devreleri yakıyorsunuz.

İşverenlere tavsiye

Yazılımcı özgür olmalı, özgür olmalı ki üretebilsin, verimli olabilsin. İşe giriş çıkış saatleri olmamalı. Haftada belirli bir çalışma saati uygulamanız yeterli (35-45 saat arası) belki bir kısım yazılımcılar gece çok iyi kod yazıyordur veya gündüz biraz yaşayıp nefes alıp gecelemek istiyordur işinde. Bu yöntemi uygulayan global yazılım ve teknoloji firmaları enayi ya da işi bilmediklerinden değil herhalde? Verimliliği, motivasyonu ve personel sadakatini artırdığı için.

İşgücünü lütfen bir sermaye olarak görün artık. Ofisinize nasıl bakım onarım yapıyorsanız, ofisiniz nasıl taşınmaz sermaye ise, lütfen personelleri de sermaye olarak görün, bakımını, onarımını yapın, ilgilenin.

Genç yazılımcılara tavsiye

İmkanınız varsa belli bir tecrübeden sonra yurtdışına çıkma yollarını arayın. Bu nezih mesleği değeri ve değeriniz bilinen bir yerde yapın. Yurtdışına çıkamıyorsanız veya öyle bir fikriniz yoksa kendi ağınızı güçlendirin unutmayın ağınız kadar değerlisiniz iş hayatında. Freelance kültürüne sahip çıkın. Yurtdışından çok rahat freelance işler alabilirsiniz outsource projelere dahil olabilirsiniz. Yurtiçinde freelance tarafınızı da güçlü tutmanız gerekiyor bu size yeni imkanlar çıkaracaktır. Eğer ileride yazılımla ilgili bir alanda kendi işinizi yapmak isterseniz yeterli portföye ve bağlantıya zaten sahip olmuş olacaksınız.

Dil milliyetçisi olmayın. Java, C#, Python, PHP, ASP.NET vs… Her dilin güçlü ve zayıf olduğu yönler var. Ayrıca her dilin güçlü ve zayıf olduğu platformlar var. Takım tutar gibi dil taraftarlığı yapmayın bu sizin mesleki gelişiminizide sekteye uğratır. Bir dilde uzmanlaşmak gerekir, bir dilde kendinizi bulursunuz ama onun fanatikliğini yapmak pek akıl karı değil.

Kendinizi fazla yıpratmayın ve yazılım dünyasında her yeni çıkan şeyi takip edin inceleyin ama hemen öğrenmek ve projelerde kullanmak zorunda hissetmeyin, yoksa benim gibi devreleriniz yanar. Türkiye’de önemli olan maalesef bir işin çok iyi olması değil bir şekilde hızlı ve ucuz olması. “Ayağımı yerden kessin yeter” diyenler bu sektörde de var. Müşterilerde, işverenlerde bu kafada. Siz kendinizi tüketmekle kalırsınız, sonrası burnout.

Bundan sonrası…

Bir süre ekran görmek istemiyorum. Kod görmek istemiyorum. Hobim olan dijital medya, ve son iki yıldır işim gereği mutfağında olduğum e-ticaret ile ilgim devam edecek. Sonrasında hobi amaçlı yeni yetmeler için sıfırdan makale serisi yazmayı planlıyorum. Uygulama pratikleri olan makale serileri olabilir, belki hiç yazmayabilirim bilemiyorum, kafam karışık. Tek bildiğim, artık dijitalin mutfağından kod yazarak para kazanmak istemediğim. Belki sonra hobi olarak gönüllü projelerde devam edebilirim. (kesin değil)

Son olarak

Yazılım bana çok şey kattı. Hayata ve olaylara bakışımı değiştirdi, güzel insanlarla tanıştım, güzel insanlarla çalıştım, sağlam dostluklar kazandım, egom ve cebim tatmin oldu, düşünce yapım değişti, Türkiye şartlarında bir çok genç için güzel denilebilecek bir hayatı sundu bana bu meslek. Belki yine yazılımın verdiği düşünsel birikimlerle bırakma kararını aldım, bilemiyorum.

Eğer yazılımla ilgilenecekseniz kesinlikle ilgilenmelisiniz, size çok şey katacaktır. Çocuklarınız varsa çocuklarınıza kod yazmayı ve uygulama geliştirme mantığını öğrenmesi için eğitimler aldırın. Bugün bir çok oyunla yazılım öğreten internet sitesi var bunları kullanın. Çocuğunuza belkide zihinsel ve düşünsel gelişimi için hayatının iyiliğini yapmış olacaksınız.

Yazdıklarım, düşündüklerim ve kararım doğal olarak tamamen özneldir. Genel geçerliliği yoktur. Sonuçta insanoğlu fiziksel olduğu kadar zihinsel olarak da GUID bir yapıya sahip. Benden buraya kadar, bu işi ömür boyu yapabilecek sabırda ve heyecanda insanlar da var. Ben heyecanımı kaybettim.

Daha fazla nefes alabilmek umuduyla.

http://ahmetcigsar.com/

Facebook'dan yorumla